OKULLAR VAKIFLARIN DEĞİL HALKINDIR!

Ana SayfaGenelBasın Açıklamaları

OKULLAR VAKIFLARIN DEĞİL HALKINDIR!

TÖBSEN olarak bir kez daha uyarıyoruz: Çocuklarımızın eğitim hakkı hiçbir vakfın, cemaatin, tarikatın ya da siyasi yapının insafına bırakılamaz.Laik ve bilimsel eğitim Cumhuriyet'in en temel kazanımlarından biridir. Milli Eğitim Bakanlığı'nın görevi vakıflara, cemaatlere ve tarikatlara alan açmak değil; tüm çocuklara eşit, bilimsel, laik ve nitelikli eğitim sunmaktır.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde Buluşalım!
Nükleer
Laik Eğitime Saldırıya Karşı Susmuyoruz!

Değerli eğitim emekçileri, veliler ve kamuoyu;


Milli Eğitim Bakanlığı ile TÜGVA arasında imzalanan ve 2030 yılına kadar uzatılan protokol, eğitim sistemimizin laik, bilimsel ve kamusal niteliğine yönelik müdahalelerin devam edeceğini göstermektedir.
Bu protokol yeni değildir. TÖBSEN olarak yıllardır uyarıyoruz. Farklı isimler altında sürdürülen uygulamalarla devlet okulları adım adım vakıf, cemaat ve tarikat bağlantılı yapıların faaliyet alanına dönüştürülmekte, eğitim hizmetleri kamusal niteliğinden uzaklaştırılmaktadır. Eğitim politikaları çocukların pedagojik ihtiyaçlarına göre değil, siyasi iktidarın ideolojik tercihleri doğrultusunda şekillendirilmektedir.
2018 yılından bu yana TÜGVA ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında yapılan protokoller kapsamında çeşitli faaliyetler yürütülmüş, okullarda danışman öğretmen görevlendirmeleri yapılmıştır. Bu uygulamalar yargıya taşınmış ve Danıştay, protokolün imam hatip liseleri dışındaki eğitim kurumlarında uygulanmasına ilişkin yürütmeyi durdurma kararı vermiştir. Ancak aradan geçen yıllara rağmen bu anlayıştan vazgeçilmemiş, aksine daha da yaygınlaştırılmıştır.


Bugün protokolün resmi gerekçesi sosyal, kültürel, sportif, bilimsel ve sanatsal faaliyetler olarak açıklansa da geçmiş uygulamalar bunun çok ötesinde bir içeriğe sahip olduğunu göstermektedir. Kur’an-ı Kerim, Temel Dini Bilgiler ve Hadis dersleri birçok programın temel bileşeni haline getirilmiş, yaz okulları fiilen dini eğitim programlarına dönüştürülmüştür.


Sadece 2025 yılında Gaziantep’te 187 devlet okulunun TÜGVA’nın yaz okulu faaliyetleri için kullanıldığı kamuoyuna yansımıştır. Benzer uygulamalar Türkiye’nin birçok ilinde gerçekleştirilmiştir. Devletin okulları, devletin kaynakları ve kamusal eğitim alanları belirli vakıf ve derneklerin kullanımına açılmıştır.

Hatırlanacağı üzere daha önce yaptığımız açıklamalarda da vurguladığımız gibi sorun yalnızca devlet okullarının vakıflara açılması değildir. Birçok ilde Halk Eğitim Merkezlerinde kurs açabilmenin, eğitim faaliyetlerinde görev alabilmenin ya da çeşitli projelerde yer alabilmenin yolu fiilen belirli vakıf ve cemaat çevreleriyle ilişki kurmaktan geçmektedir. TÜGVA, Ensar Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti ve benzeri yapıların eğitim alanında ayrıcalıklı bir konuma getirildiğine ilişkin sayısız örnek bulunmaktadır.


Üstelik yıllardır eğitim emekçileri, veliler ve sendikalar olarak çocuklarımızın en temel ihtiyaçlarının karşılanmasını talep ediyoruz. Okullarda en az bir öğün ücretsiz yemek verilmesini, temiz ve ücretsiz içme suyuna erişimin sağlanmasını, eğitimde fırsat eşitsizliğinin giderilmesini, yoksulluk nedeniyle eğitimden kopan öğrenciler için kalıcı çözümler üretilmesini istiyoruz. Milyonlarca öğrenci yoksullukla mücadele ederken, aileler eğitim masraflarını karşılamakta zorlanırken, genç işsizliği ülkenin en temel sorunlarından biri haline gelmişken ve eğitim sistemi derin bir nitelik krizi yaşarken, Milli Eğitim Bakanlığı’nın temel önceliğinin bir vakıfla yapılan protokolü uzatmak olması kabul edilemez.


Çocuklar okula aç giderken, birçok okulun fiziki sorunları çözülememişken, eğitimde fırsat eşitsizliği her geçen gün büyürken bütün bu sorunlar görmezden gelinmekte; sanki eğitim sisteminin temel sorunu TÜGVA’nın faaliyet alanlarının genişletilmesiymiş gibi davranılmaktadır. Bu nedenle TÜGVA ile yapılan protokolün uzatılması yalnızca idari bir tercih değildir. Bu ısrar, eğitim sisteminin gerçek sorunlarını geri plana iten ideolojik bir tercihtir. Aynı zamanda laik ve bilimsel eğitim anlayışını hedef alan politikaların sürdürülmesinde gösterilen bilinçli bir kararlılığın ifadesidir. Ayrıca vurgulamak gerekir ki bu uygulamalar yalnızca eğitim politikaları açısından değil, anayasal açıdan da ciddi sorunlar taşımaktadır.
Anayasa’nın 2. maddesi Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu hükme bağlamaktadır. Devlet okullarının belirli vakıf, cemaat ve tarikatların faaliyet alanına dönüştürülmesi laiklik ilkesine aykırıdır.


Anayasa’nın 10. maddesinde güvence altına alınan eşitlik ilkesi, kamu kaynaklarının belirli yapılara tahsis edilmesiyle zedelenmektedir. Anayasa’nın 24. maddesi din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Devlet okullarında belirli dini içeriklerin vakıflar eliyle yaygınlaştırılması eğitim ortamının tarafsızlığına zarar vermektedir. Anayasa’nın 42. maddesi ise eğitim ve öğretimin devletin gözetim ve denetimi altında yürütüleceğini belirtmektedir. Eğitim hizmetlerinin vakıf ve dernekler eliyle yürütülmesi, devletin asli sorumluluğunun aşındırılması anlamına gelmektedir. Üstelik Danıştay kararlarına rağmen aynı uygulamalarda ısrar edilmesi hukuk devleti ilkesinin de açık biçimde ihlal edilmesidir. Anayasa’nın açık hükümlerine ve yargı kararlarına rağmen sürdürülen bu uygulamalar, eğitim sisteminin ideolojik tercihler doğrultusunda yeniden şekillendirilmek istendiğini göstermektedir.


Buradan Milli Eğitim Bakanlığı’na soruyoruz:

  • Devlet okulları neden belirli vakıf, cemaat ve tarikat bağlantılı yapıların faaliyet alanı haline getirilmektedir?
  • Kamusal eğitim hizmetleri neden kamu görevlileri ve öğretmenler yerine vakıf ve dernekler eliyle yürütülmektedir?
  • MEB bünyesinde bu eğitimleri verebilecek on binlerce öğretmen varken bu alan neden vakıflara bırakılmaktadır?
  • Yaz okulları neden bilimsel, sanatsal ve kültürel faaliyetler yerine dini içerikli programlara dönüştürülmektedir?
  • Kamu kaynakları neden tüm yurttaşların yararına değil, belirli yapıların hizmetine sunulmaktadır?
  • Danıştay kararlarına rağmen bu uygulamalarda neden ısrar edilmektedir?

TÖBSEN olarak bir kez daha uyarıyoruz:
Çocuklarımızın eğitim hakkı hiçbir vakfın, cemaatin, tarikatın ya da siyasi yapının insafına bırakılamaz.Laik ve bilimsel eğitim Cumhuriyet’in en temel kazanımlarından biridir.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın görevi vakıflara, cemaatlere ve tarikatlara alan açmak değil; tüm çocuklara eşit, bilimsel, laik ve nitelikli eğitim sunmaktır.

Buradan açık çağrımızdır:
TÜGVA başta olmak üzere vakıf, cemaat ve tarikatlarla yapılan tüm protokoller derhal iptal edilmelidir.
Kamusal eğitim alanı vakıf ve derneklerin etkisinden arındırılmalıdır.
Okullarda tüm öğrencilere en az bir öğün ücretsiz yemek ve temiz içme suyu sağlanmalıdır.
Eğitimde fırsat eşitsizliğini derinleştiren uygulamalara son verilmelidir.
Bilimsel, laik, demokratik ve kamusal eğitim yeniden eğitim sisteminin can damarı haline getirilmelidir.
TÖBSEN olarak çocuklarımızın laik, bilimsel, demokratik ve kamusal eğitim hakkını savunmaya; eğitim sisteminin vakıf, cemaat ve tarikatlar aracılığıyla dönüştürülmesine karşı hukuki ve demokratik mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz.


TÖBSEN GENEL BAŞKANI DENİZ EZER

YORUMLAR

WORDPRESS: 0
DISQUS: