Gerçek Barış, Emeğin Hakkıyla Mümkündür!

Ana SayfaGenelBasın Açıklamaları

Gerçek Barış, Emeğin Hakkıyla Mümkündür!

“Barış” adı altında yürütülen görüşmeler, halkın gerçek sorunlarına sırtını dönmüş, emekçilerin yaşadığı derin yoksulluğu ve güvencesizliği görmez

Öğretmenliğe İtibarsızlaştıranların Öğretmenler Gününü Kutlamasını Kabul Etmiyoruz!
“DEPREMZEDE ÖĞRETMENLERİN YAŞADIĞI SIKINTILARI ÇÖZÜN”
CİNSİYETÇİ VE AYRIMCI DİLİ KABUL ETMİYORUZ!

“Barış” adı altında yürütülen görüşmeler, halkın gerçek sorunlarına sırtını dönmüş, emekçilerin yaşadığı derin yoksulluğu ve güvencesizliği görmezden gelen, dar siyasal pazarlıklarla sınırlı bir düzlemde ilerlemektedir. Masalarda yapılan açıklamalar, toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan biz emekçilerin yaşamında karşılık bulmamaktadır. Çünkü barış, yalnızca silahların susması değil; toplumsal adaletin tesis edilmesi, eşitliğin sağlanması, özgürlüğün güvence altına alınmasıdır.

Türkiye’de bugün işsizlik, yoksulluk ve güvencesizlik her geçen gün artmaktadır. TÜİK’in 2025 Mayıs verilerine göre işsizlik oranı %8,4 olarak açıklansa da, geniş tanımlı işsizlik %31’lere dayanmıştır. Genç işsizlik %15’in üzerindedir, kadın işsizliği %11,9’dur. Her dört gençten biri ya işsiz ya da eğitimin dışındadır. Emekçiler düşük ücretle, güvencesiz koşullarda yaşam mücadelesi verirken; milyonlarca insan ay sonunu getirememekte, çocuklarına bir öğün sıcak yemek sunamamakta, geleceğe dair umudunu kaybetmektedir.

Bu ağır tabloyu tamamlayan en acı gerçeklerden biri de genç intiharlarındaki dramatik artıştır. Uyuşturucu kullanımı çocuk yaşlara kadar inmiş, yoksulluk ve umutsuzluk gençleri sokak ortasında çökerten bir ruhsal buhrana dönüştürmüştür. Toplum, sessiz ama derin bir çöküş yaşamaktadır. Bu veriler ortadayken “barış” adı altında yürütülen pazarlıkların gerçek bir barış getirmeyeceği açıktır. Gerçek barış; halkın huzurla yaşadığı, güvenle çalıştığı, gençlerin geleceğe umutla baktığı bir toplumsal düzende mümkündür.

Ayrıca, barış adı altında yürütülen sürecin yoksullaştırılmış halkımıza özelde de yoksul kürt halkına,işsiz kürt gençlerine bir çözüm getirmemektedir.Ötekileştirme politikaları ile ilgili gerçek anlamda hiçbir adım atılmamıştır.Türkiye’de halen Alevilerin temel bir inanç hakkı olan Cemevlerinin yasal bir ibadethane olarak tanınmadığı bir ortamda; her türlü şovenist, ayrımcı ve mezhepsel uygulamaların gölgesinde; halkın bir kesiminin inancı sistematik biçimde yok sayılırken bir barıştan söz edilemez. Barış olacaksa bu, halkların barışı olmalıdır. Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Ermeni; bu ülkenin tüm halkları aynı ekonomik krizin, aynı adaletsizliğin, aynı ayrımcılığın ve aynı sömürünün altında ezilmektedir. Çocuklarımız açlıkla sınanmakta, gençlerimiz geleceğe umutsuzca bakmaya mecbur bırakılmaktadır. İşte tam da bu yüzden, bizim adımıza kurulan barış masalarında bizim sözümüz yoktur. Bizim barışımız emeğin barışıdır.

Bu nedenle biz TÖBSEN olarak Türkiye’deki sözde barış sürecini, emperyalizmin Ortadoğu’da yürüttüğü dizayn politikalarından bağımsız düşünmüyoruz. Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da halkların ortak acılar üzerinden şekillendirildiği bir süreç yaşanırken; Türkiye’de de benzer bir senaryonun sahnelendiğinden kaygılanıyoruz. Emperyalist projelerin gölgesinde yürütülen hiçbir siyasi sürecin halklara kalıcı barış ve refah getirmeyeceği açıktır.

Barış, adaletin yerini bulduğu bir düzende mümkündür. Ancak bugün Türkiye’de adalet mekanizması, emekçilere karşı bir sopa olarak kullanılmakta; sendikal hak ve özgürlükler baskı altına alınmakta; grevler yasaklanmakta, direnişler bastırılmakta, farklı düşünceler cezalandırılmaktadır. Belediyelere kayyum atanması, halkın iradesine açık bir müdahaledir. Sendikalar susturulmakta, işçiler cezalandırılmakta, toplumsal muhalefet sindirilmeye çalışılmaktadır. Ve açıkça ifade ediyoruz: Hiçbir sendika, sendikal taleplerinin karşılanmadığı; grev hakkının yok sayıldığı; örgütlenmenin baskı altına alındığı böyle bir düzende inşa edilmeye çalışılan barıştan taraf olamaz.

TÖBSEN olarak ilan ediyoruz: Emekçilerin talepleri karşılanmazken; sendikal haklar tanınmazken; halk yoksulluğa ve umutsuzluğa mahkûm edilirken; kimse bize “barış var” diyemez. Gerçek barış; ancak emeğin sömürülmediği, adaletin sağlandığı, halkın iradesine saygı duyulduğu, eşitliğin hüküm sürdüğü bir düzende mümkündür.

Bizler, barışı masa başı görüşmelerde değil; okulda, fabrikada, işyerinde, sokakta, alın terimizin karşılık bulduğu her yerde arıyoruz. Çünkü biliyoruz ki gerçek barış; kağıtlarda değil, yaşamın içinde kurulacaktır.

Tarihe not düşüyoruz:

Emeğin barışı olmadan gerçek barış olmaz.

Gerçek barış, işsizlik sona erdiğinde; gençler umuda sarıldığında; kadınlar özgürce yaşadığında; emekçiler haklarını aldığında; halkın iradesi gasp edilmediğinde; inançlar eşit yurttaşlık temelinde özgürce yaşandığında kurulacaktır.

Bu ülkenin gerçek barışını, emeğin örgütlü gücü kuracaktır.

TÖBSEN Genel Merkezi

YORUMLAR

WORDPRESS: 0
DISQUS: