ÖĞRETMEN AKADEMİSİ, ÜNİVERSİTELERE “SİZ EĞİTİM VEREMİYORSUNUZ” DEMEKTİR!

Ana SayfaGenelDuyurular

ÖĞRETMEN AKADEMİSİ, ÜNİVERSİTELERE “SİZ EĞİTİM VEREMİYORSUNUZ” DEMEKTİR!

"Ve her büyük yanlış gibi bunun da bir bedeli olacaktır."

“Hafızamız Direncimizdir”
Genel Başkanımız Deniz Ezer, Radyo Sputnik’e Canlı Yayın Konuğu Olarak Açıklamalarda Bulundu.
Emperyalizme ve Çetelere Karşı Halkın Yanındayız!

Öğretmenler, Milli Eğitim Akademisi’ne 25 Mart–3 Nisan tarihleri arasında kayıt yaptıracak, eğitim ise 13 Nisan’da başlayacak. Eğitime katılacak öğretmenlere aylık 32 bin TL ödenecek. Başka bir ilden gelen bir öğretmenin bu ücretle bir ay geçinebilmesi neredeyse imkânsızdır. Barınma, ulaşım ve temel yaşam giderleri düşünüldüğünde bu rakam, insan onuruna yakışır bir yaşamın çok altındadır.


Asıl amaç açıktır: Eğitimin maliyetini öğretmen üzerinden kısmak. Zaten 100 bine yakın ücretli öğretmen güvencesiz ve düşük ücretlerle çalıştırılmaktadır. Şimdi buna bir de 12 ay sürecek Akademi süreci eklenmektedir. Milli Eğitim Akademisi’nde eğitim 12 ay sürecek. Bu durumda atamalar en iyi ihtimalle 2027 yılının Mayıs ayında yapılabilecektir. “Tasarruf edelim, bu dönem de geçsin” anlayışı sürerse süreç 2027 yazına da sarkabilir. Bu, öğretmen adaylarının hayatından bir yıl daha çalmak demektir.

  • 2002 yılında KPSS ile atama sistemi başladı.
  • 2013’te Öğretmenlik Alan Bilgisi Testi (ÖABT) getirildi.
  • 2016’da sözlü mülakat uygulamasıyla sözleşmeli öğretmenlik düzenlemesi yapıldı.

Her seferinde “daha nitelikli sistem” denildi, ancak her seferinde süreç daha da ağırlaştırıldı.
Şimdi ise Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in talebiyle sistem sil baştan değiştiriliyor. Aday öğretmenlere Akademi Giriş Sınavı ve ÖABT uygulanacak; ardından 12 ay sürecek bir akademi eğitimine tabi tutulacaklar. Bu düzenleme, eğitim fakültelerine açık bir güvensizlik beyanıdır. Yıllarca üniversitelerde alınan pedagojik ve alan eğitimi yetmezmiş gibi, fiilen ikinci bir diploma dayatılmaktadır. Bu, “Üniversiteler öğretmen yetiştiremiyor” demektir.

Daha da düşündürücü olan, eleştiri kültürünü kaybetmiş akademik çevrelerin bu tablo karşısındaki sessizliğidir. Eleştiri yerine biatın hâkim olduğu bir akademik ortamın, nitelik kaybı yaşaması kaçınılmazdır. Atama kontenjanlarının 10–15 bin gibi sınırlı rakamlarda kalacağı açıktır. Yüz binlerce ataması yapılmayan öğretmen varken, bu sistem gençleri daha uzun, daha belirsiz ve daha yıpratıcı bir sürece mahkûm etmektedir. Bu uygulama gereksizdir, ağırdır ve adaletsizdir.


Tek bir açıklaması vardır: Oyalama, zaman kazanma ve bütçeden tasarruf etme çabası. Ancak bu tasarruf, yüz binlerce öğretmenin umudu pahasına yapılmaktadır. Bu hem vicdani hem de siyasi açıdan büyük bir yanlıştır. Ve her büyük yanlış gibi bunun da bir bedeli olacaktır.

YORUMLAR

WORDPRESS: 0
DISQUS: 0