Sahte diplomalarla yapılan usulsüz atamaların sadece iddia değil, kurumsal yozlaşmanın ve liyakatsizliğin açık bir göstergesidir. Devlet kurumlarının denetimden uzaklaştığı, ideolojik sadakatin liyakatin önüne geçmiş ve bu düzende, halkın devlete olan güveni sarsılmaktadır. Tüm sorumluların yargı önüne çıkarılması ve temiz bir yönetim anlayışı için kararlı bir mücadele çağrısı yapıyoruz.
“400 akademisyenin usulsüz atandığı” yönündeki haberler ne yazık ki yalnızca birer iddiadan ibaret değildir. Bu durum, ülkemizdeki ahlaki çöküşün, liyakat ilkesinden uzaklaşmanın ve kurumsal yozlaşmanın ulaştığı derinliği açık bir şekilde gözler önüne sermektedir.
Sahte diplomalı kişilerin kamuoyunda itibar görmesi, sadece devlet kurumlarının değil, toplumun tüm katmanlarını etkileyen bir güven krizine işaret etmektedir. Bu kişilerin söyledikleriyle halkı hem duygusal hem de maddi açıdan nasıl manipüle ettiği tüm çıplaklığıyla ortadadır. Bu tabloyu hâlâ görmeyenler ise ya bu sürece bilinçli şekilde göz yummakta ya da siyasi iktidarın etkisi altındadır.
Durumun vahameti, iddialara göre 40 milletvekilinin dahi sahte diplomaya sahip olduğu yönündeki ciddi suçlamalara rağmen hiçbir hukuki adımın atılmamış olmasından anlaşılmaktadır. Torpilin, kayırmacılığın ve sebepsiz zenginleşmenin sıradanlaştığı bir ülkede halk; açlık, yoksulluk ve işsizlikle boğuşmaktadır. Bu gelişmeler, Türkiye’de kurumsal yapının büyük bir güven bunalımına sürüklendiğini gözler önüne sermektedir.
Resmî makamlar, iddiaların yalnızca bir şüphelinin beyanına dayandığını ve somut tespit bulunmadığını ileri sürse de, bu açıklamalar kamu vicdanındaki derin soru işaretlerini ortadan kaldırmamaktadır. Zira soruşturma kapsamında bugüne dek:
57 sahte üniversite diploması,
4 sahte lise diploması,
108 sahte sürücü belgesi tespit edilmiştir.
Ayrıca hayatını kaybeden vatandaşlar adına düzenlenmiş sahte belgeler, deprem mağdurları üzerinden yapılan kazanımlar, hem insanlık hem hukuk açısından ağır birer suçtur. Ancak asıl sorun; bu belgelerin nasıl üretildiğinden çok, kamu kurumlarında bu kadar kolay nasıl geçerlilik kazanabildiğidir.
Bu tablo açıkça göstermektedir ki:
Denetim mekanizmaları askıya alınmıştır,
Liyakat tamamen sistem dışına itilmiştir,
Kamu hizmeti anlayışı keyfiliğe dönüşmüştür.
Gelinen nokta, Cumhuriyet tarihimizin belki de en derin çürüme ve yozlaşma dönemidir.
Atanamayan on binlerce öğretmen, iş bulamayan yüzbinlerce üniversite mezunu varken; sahte diplomalı kişilerin kamu kurumlarında istihdam edilmesi, açık bir emek hırsızlığıdır ve sıradan bir olay olarak geçiştirilemez.
Eğitimden istihdama kadar devletin tüm alanlarındaki bu yapısal çöküş; cemaatlerin, tarikatların ve çıkar koalisyonlarının devlet üzerindeki etkisiyle daha da derinleşmiştir. Atamalar, liyakat yerine ideolojik sadakat esasına göre yapılmakta, bu da kurumların tarafsızlığını zedelemekte ve yurttaşların devlete olan güvenini sarsmaktadır.
Bugün yaşadığımız kriz, münferit bazı uygulamaların değil; 23 yıllık siyasi iktidarın sistemli tercih ve politikalarının sonucudur.
Hesap vermekten kaçınan, denetimi dışlayan, eleştiriyi bastıran bu yönetim anlayışı; yalnızca kurumları değil, halk ile devlet arasındaki bağı da koparmaktadır.
Bu gidişatı durdurmak yalnızca bugünün değil, aynı zamanda geleceğimizin de sorumluluğudur.
Çocuklarımıza sadece bir gelecek değil, adil, eşitlikçi ve yaşanabilir bir toplum bırakmak istiyorsak; bu çürümüş düzene karşı açık, kararlı ve cesur bir duruş sergilemek zorundayız.
Bu bağlamda çağrımız şudur:
🔹 Tüm sorumlular derhal yargı önüne çıkarılmalı,
🔹 Kim olursa olsun dokunulmazlık zırhı olmamalı,
🔹 Herkes hesap vermeli ve “temiz toplum, temiz yönetim” anlayışının temelleri atılmalıdır.
Ancak çok iyi biliyoruz ki, mevcut sistemin haliyle bu hedeflere ulaşmak mümkün değildir.
Yine de umutsuz değiliz. Mücadelemiz, hakikatin ve adaletin sesi olmaya devam edecektir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.


YORUMLAR