Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 2026-2027 eğitim ve öğretim yılına ilişkin yayımlandığı 2026/70 nolu genelge ve bu genelgede yer aldığı ifade edile
Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 2026-2027 eğitim ve öğretim yılına ilişkin yayımlandığı 2026/70 nolu genelge ve bu genelgede yer aldığı ifade edilen düzenlemeler, eğitim sisteminin temel sorunlarının çözümünden çok okul yaşamının ve öğretmenin günlük çalışma pratiğinin ayrıntılı biçimde düzenlenmesine odaklanan bir yönetim anlayışını ortaya koymaktadır.
Okulların personel eksikliği, öğretmen açığı, norm kadro sorunları, kalabalık sınıflar, ücretli öğretmenlik uygulaması, eğitim çalışanlarının ekonomik sorunları, eğitimde fırsat eşitsizliği ve fiziki altyapı yetersizlikleri gibi yapısal sorunlar devam ederken; öğretmenin kıyafetinden cep telefonu kullanımına, veli görüşmelerinden kullanılacak dijital platformlara, eğitim materyallerinden okul içindeki uygulamalara kadar uzanan ayrıntılı talimatların öne çıkarılması ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
Millî Eğitim Bakanlığının görevi öğretmeni sürekli denetlenen, her davranışı talimatlarla belirlenen ve mesleki karar alanı giderek daraltılan bir kamu çalışanına dönüştürmek değil; öğretmenin mesleki bilgi, deneyim ve özerkliğini güçlendirecek koşulları oluşturmaktır.
1- Öğretmen Mesleğinin Özerkliği Giderek Daraltılmaktadır
Öğretmenlik yalnızca kendisine verilen talimatları yerine getiren teknik bir görev değildir.
Öğretmen; öğrencisinin ihtiyaçlarını gözlemleyen, pedagojik karar veren, farklı öğrenme biçimlerine göre yöntem geliştiren, sınıfın koşullarını dikkate alan ve mesleki bilgi birikimini kullanan eğitim emekçisidir.
Buna rağmen öğretmenin;
-hangi materyali kullanacağı,
-hangi dijital platformlardan yararlanacağı,
-sınıf içerisinde cep telefonu kullanıp kullanamayacağı,
-hangi kıyafeti giyeceği,
-veliyle nasıl iletişim kuracağı,
hangi etkinlikleri hangi koşullarda gerçekleştireceği gibi alanlarda giderek daha fazla merkezi talimatla karşı karşıya bırakılması, öğretmeni eğitim sürecinin öznesi olmaktan uzaklaştırmaktadır.
Mesleki özerklik zayıfladıkça öğretmenin sorumluluğu artmakta, ancak karar alanı daralmaktadır. Bu durum yalnızca öğretmeni değil, doğrudan eğitim kalitesini de olumsuz etkileyebilecek bir yönetim anlayışıdır.
2- Norm Fazlası Öğretmen Sorunu, Öğretmenin Sorunu Değil Planlama Sorunudur
Genelgede yer aldığı belirtilen önemli düzenlemelerden biri, ihtiyaç ve norm kadro fazlası öğretmenlerin Millî Eğitim Akademisinde eğitim almalarının ve sonrasında ihtiyaç bulunan alanlarda görevlendirilmelerinin öngörülmesidir. Bu düzenleme özellikle dikkatle ele alınmalıdır.
Çünkü norm fazlası öğretmen olgusu, öncelikle öğretmenin kişisel başarısızlığının veya yetersizliğinin sonucu değildir. Bir öğretmenin norm fazlası hâline gelmesinin arkasında;
-öğrenci sayısındaki değişimler,
yanlış veya yetersiz personel planlaması,
-okulların ve dersliklerin dağılımı,
-alanlar arasındaki öğretmen ihtiyacının dengelenememesi,
-yıllar içinde yapılan atama politikaları,
-okul ve kurumların yeniden yapılandırılması gibi idari ve yapısal nedenler bulunmaktadır.
Dolayısıyla norm fazlası öğretmeni sistemin planlama sorunundan dolayı yeniden “eğitime alınması gereken” bir çalışan gibi değerlendirmek doğru değildir. Öğretmen yıllarca üniversite eğitimi almış, pedagojik formasyon ve mesleki deneyim kazanmış, sınav ve atama süreçlerinden geçerek kamu görevlisi olmuş bir eğitim emekçisidir. Norm fazlası hâline geldiğinde ona verilecek mesaj; “Sen yetersizsin, yeniden eğitilmelisin.” olmamalıdır. Asıl sorulması gereken soru şudur: “Öğretmeni norm fazlası hâline getiren insan gücü planlaması neden yapılamamıştır?”
Bakanlık, kendi planlama eksikliğinin bedelini öğretmene yeni eğitim yükleri ve zorunlu görevlendirmeler şeklinde yüklememelidir. Millî Eğitim Akademisinin mesleki gelişimi destekleyen bir kurum olarak kullanılması elbette tartışılabilir. Ancak akademinin norm fazlası öğretmeni sistemin yarattığı bir sorun nedeniyle yeniden şekillendirilecek veya başka alanlara yönlendirilecek bir personel havuzuna dönüştürülmesi, öğretmenin mesleki kimliği açısından ciddi soru işaretleri yaratmaktadır. 3. Genelgede “Norm Fazlası” Kavramı Öğretmeni Değersizleştiren Bir Etikete Dönüştürülmüştür. Bir öğretmenin görev yaptığı okulda norm fazlası hâline gelmesi, onun öğretmenlik niteliğinin ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Ancak mevcut yaklaşımda öğretmen, bulunduğu okulda ihtiyaç kalmadığında adeta sistemin dışına itilmiş bir personel gibi görülme riski taşımaktadır. Oysa yapılması gereken öğretmenin; “fazlalık” olarak değil, “eğitim sisteminin ihtiyaç duyduğu yerde değerlendirilmesi gereken nitelikli insan kaynağı” olarak görülmesidir. Bu nedenle norm fazlası öğretmenlerin çözümü; zorunlu ve belirsiz görevlendirmeler, alan dışı çalıştırma, sürekli yer değiştirme, yeni eğitim yükümlülükleri üzerinden değil, şeffaf ve öngörülebilir insan gücü planlaması üzerinden gerçekleştirilmelidir. Norm fazlası meselesinin münferit bir sorun değil, uzun süredir devam eden yapısal bir personel planlama problemidir.
3- Öğretmene Yeni Angaryalar Yüklenmesi Eğitim Kalitesini Artırmaz
Genelgede yer aldığı belirtilen önlük kullanımı, cep telefonu yasağı, materyal sınırlamaları, veli ziyaretlerine ilişkin düzenlemeler ve çeşitli etkinliklere yönelik ayrıntılı talimatlar tek tek ele alındığında “düzen” veya “standart” amacı taşıyor gibi görülebilir. Ancak bütün olarak değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo önemlidir: Öğretmenin çalışma alanı giderek daha fazla ayrıntılı talimatlarla çevrelenmektedir.
Öğretmenin sınıfta ne yaptığı kadar, nasıl göründüğü, hangi aracı kullandığı, hangi iletişim yöntemini tercih ettiği ve okul dışındaki bazı çalışma süreçleri de merkezi bir denetim alanına dönüşmektedir.
Bu durum öğretmenin asli görevinden uzaklaşmasına yol açacaktır. Öğretmenin asli görevi; öğrenciyi yetiştirmek, öğretmek, rehberlik etmek ve eğitim vermektir. Öğretmenin enerjisi sürekli olarak yeni formlara, talimatlara, denetimlere, toplantılara, dijital sistemlere, etkinliklere ve idari görevlere yönlendirilirse sınıfta öğrencisine ayırabileceği zaman ve mesleki enerji azalacaktır. Eğitim sisteminin ihtiyacı daha fazla angarya değil, daha fazla öğretmen ve daha iyi çalışma koşullarıdır.
4- “Önlük” Tartışması Öğretmenin Temel Sorunlarının Üstünü Kapatmaya Yöneliktir
Öğretmenlerin önlük giymesiyle ilgili düzenleme, genelgenin kamuoyunda en görünür maddelerinden biri hâline gelebilir.
Ancak burada asıl mesele önlüğün kendisi değildir.Asıl mesele, öğretmenin ekonomik ve sosyal koşullarıdır.
Öğretmenin maaşı, barınma giderleri, ulaşım maliyetleri, sınıf mevcutları, ders yükü, personel eksikliği, güvenlik sorunları ve mesleki itibar gibi temel sorunlar çözülmeden kıyafet üzerinden öğretmenlik mesleğinin niteliğinin tartışılması, önceliklerin yanlış belirlendiği eleştirisine yol açmaktadır.
Öğretmenin itibarı kıyafetten değil;mesleki özerklikten, ekonomik güvenceden, çalışma koşullarından ve toplumdaki saygınlığından doğar.
Bir öğretmeni değerli kılan önlük değil, bilgisi, emeği, deneyimi ve öğrencisine verdiği eğitimdir.
5- Cep Telefonu Düzenlemesi
Öğretmenin sınıf içerisinde cep telefonu kullanmasına ilişkin merkezi bir yasak getirilmesi söz konusu olduğunda, burada da öğretmenin mesleki ihtiyaçları dikkate alınmalıdır.
Günümüzde telefon;
-eğitim materyallerine erişim,
-iletişim,
-acil durumlar,
-dijital eğitim uygulamaları,
-zaman ve ders yönetimi,
-okul içi koordinasyon gibi amaçlarla kullanılabilmektedir.
Dolayısıyla bütün öğretmenleri potansiyel olarak denetlenmesi gereken kişiler gibi gören yaklaşım yerine, pedagojik amaç ve mesleki sorumluluğu esas alan bir düzenleme tercih edilmelidir.
6- EBA, Pardus ve Dijitalleşme: Teknoloji Araçtır, Amaç Değil
Yenilenen EBA platformunun kullanılması ve akıllı tahtalarda Pardus işletim sistemine geçilmesi, eğitimde teknolojik altyapının güçlendirilmesi ve yerli yazılımların geliştirilmesi desteklenebilir hedeflerdir.Ancak teknoloji politikalarının başarısı, öğretmene “şunu kullanacaksın” demekle ölçülemez.
Öğretmene;
-yeterli teknik altyapı,
-hızlı internet,
-teknik destek,
-kullanılabilir yazılım,
-hizmet içi eğitim,
-zaman sağlanmadan yalnızca yeni platformların kullanımını zorunlu kılmak, dijitalleşmeyi yeni bir idari yük hâline getirebilir.
Teknoloji öğretmenin işini kolaylaştırmalıdır; öğretmenin üzerine yeni bir takip ve raporlama yükü bindirmemelidir.
7- Merkeziyetçilik ve Dayatma Eğitimde Farklılığı Yok Eder
Türkiye’nin farklı bölgelerinde görev yapan öğretmenlerin ve öğrencilerin koşulları aynı değildir.
Kırsal bir okulla büyükşehir merkezindeki bir okulun ihtiyaçları aynı olmadığı gibi, kalabalık bir sınıfta çalışan öğretmen ile 10 öğrencili bir sınıfta çalışan öğretmenin pedagojik koşulları da aynı değildir.
Bu nedenle “her yerde aynı uygulama” anlayışı her zaman “eşitlik” anlamına gelmez. Gerçek eğitim eşitliği, farklı koşullara sahip okullara aynı talimatı göndermek değil, farklı ihtiyaçlara göre destek sağlamaktır. Merkezi yönetim eğitimde temel standartları belirlemeli; ancak öğretmenin mesleki karar alanını gereksiz yere daraltmamalıdır.
8- Eğitim Çalışanıyla Birlikte Yönetim Yerine Emir-Komuta Anlayışı
Genelgede kullanılan “zorunlu”, “kesinlikle”, “ivedilikle”, “hiçbir şekilde”, “istisnasız” gibi ifadelerin yoğunluğu, eğitim yönetiminde katılımcılık açısından ayrıca değerlendirilmelidir. Eğitim çalışanlarının görüşlerinin alınmadığı, sendikaların ve öğretmenlerin karar süreçlerine yeterince katılmadığı bir yönetim anlayışı, uygulamada direnç ve bürokratik yük oluşturabilir. Eğitim, yalnızca Bakanlık merkez teşkilatının hazırladığı talimatların sahada uygulanması değildir. Eğitim politikası; öğretmen + öğrenci + veli + okul yönetimi + eğitim çalışanları + akademi + sendikalar gibi bütün paydaşların katkısıyla oluşturulmalıdır.
9- Asıl Sorunlar Görmezden Gelinmemelidir
Öğretmene önlük giydirmek kolaydır. Öğretmenin sınıfındaki öğrenci sayısını azaltmak zordur. Cep telefonu kullanımını yasaklamak kolaydır. Öğretmenin ekonomik sorunlarını çözmek zordur. Norm fazlası öğretmeni başka bir eğitime göndermek kolaydır. Doğru öğretmen planlaması yapmak zordur. Yeni bir genelge yayımlamak kolaydır. Eğitim sisteminin yapısal sorunlarını çözmek zordur. Tam da bu nedenle eğitim politikalarının önceliği kolay olanı yapmak değil, gerekli olanı yapmak olmalıdır.
TÖBSEN olarak Taleplerimiz
2026-2027 eğitim öğretim yılına ilişkin düzenlemeler, öğretmenin mesleki itibarını güçlendirmek yerine onu daha fazla denetlenen ve daha fazla talimata tabi tutulan bir çalışan hâline getirmemelidir.
Öğretmenin niteliğini artırmanın yolu sürekli yeni yükümlülükler getirmek değildir.
Bunun için;
1- Norm fazlası öğretmen sorunu kalıcı ve bilimsel bir insan gücü planlamasıyla çözülmelidir.
2- Norm fazlası öğretmenler “fazlalık” olarak değil, eğitim sisteminin nitelikli insan kaynağı olarak değerlendirilmelidir.
3- Norm fazlalığı çok kolay bir şekilde çizilebilir sınıf mevcudunu düşürmek yani 40 kişilik sınıflardan 20 kişilik sınıflara düşürmek hem eğitim kalitesini arttırır hem de nonun sorununu bir nebze çözer. Eğitim ekonomi hesaplaması ile değil gelecek hesaplaması ile yapılır
4- Millî Eğitim Akademisi, öğretmeni cezalandıran veya yeniden biçimlendiren bir mekanizma değil, gönüllülük ve mesleki gelişim esaslı bir kurum olmalıdır.
5- Norm fazlası öğretmenlere yönelik görevlendirmelerde açık, şeffaf, öngörülebilir ve objektif kriterler belirlenmelidir.
6- Öğretmenlerin alanları dışında zorunlu görevlendirilmesinin önüne geçilmelidir.
7- Öğretmenlere yeni angarya ve bürokratik yükler getirilmemeli; asli görevleri olan eğitim ve öğretime odaklanmaları sağlanmalıdır.
8- Öğretmenin mesleki özerkliği güçlendirilmeli, sınıf içindeki pedagojik kararlarına güvenilmelidir.
9- Öğretmenin ekonomik sorunları, barınma ve ulaşım giderleri, çalışma koşulları ve personel eksikliği çözülmeden kıyafet ve benzeri ikincil konular eğitim politikasının merkezine yerleştirilmemelidir.
10- Eğitim politikalarının hazırlanmasında öğretmenlerin, eğitim çalışanlarının ve sendikaların görüşleri alınmalıdır.
11- EBA, Pardus ve diğer dijital sistemler öğretmenin işini kolaylaştıracak biçimde uygulanmalı; teknoloji yeni bir denetim ve raporlama aracına dönüştürülmemelidir.
12- Okullardaki personel açığı kapatılmalı, kalabalık sınıflar azaltılmalı ve ücretli öğretmenlik uygulamasını azaltacak kalıcı kadrolu istihdam politikası oluşturulmalıdır.
13- Genelgelerle yönetme anlayışı yerine, açık mevzuata, hukuka, pedagojik ilkelere ve katılımcı eğitim yönetimine dayalı bir sistem kurulmalıdır.
Öğretmenin önlüğünü, telefonunu veya hangi platformu kullanacağını tartışan bir eğitim yönetiminden önce;
“Neden öğretmen açığımız var?”
“Neden bazı okullarda öğretmen fazlası, bazı okullarda öğretmen açığı var?”
“Neden sınıflar hâlâ kalabalık?”
“Neden öğretmen mesleki ve ekonomik açıdan giderek daha fazla yıpranıyor?”
“Neden öğretmenin karar alanı sürekli daraltılıyor?”
sorularına cevap verilmelidir.
Çünkü eğitim sisteminin temel problemi öğretmenin yeterince denetlenmemesi değil; öğretmenin emeğinin, mesleki bilgisinin ve insan olarak değerinin yeterince korunmamasıdır. Öğretmen talimat memuru değil, eğitim emekçisidir. Okul bir emir-komuta alanı değil, öğrenme ve gelişme alanıdır. Eğitim ise mekanik biçimde uygulanacak bir talimatlar bütünü değil; insan yetiştirme sorumluluğudur. Bu nedenle 2026-2027 eğitim öğretim yılı politikalarının merkezinde daha fazla denetim ve talimat değil, daha fazla öğretmen, daha iyi çalışma koşulları, mesleki özerklik, liyakat, bilimsel planlama ve öğretmene güven bulunmalıdır.
TÖBSEN YÜRÜTME KURULU


YORUMLAR