Tarihsel Mücadeleden Bugüne: Kamu Emekçilerinin Sendikal Yolculuğu

Ana SayfaGenelYazılar

Tarihsel Mücadeleden Bugüne: Kamu Emekçilerinin Sendikal Yolculuğu

“Tarihsel mirasımıza sahip çıkıp, yandaş sendikacılığa ve nazlı üyeliğe karşı fiili-meşru mücadeleyi büyütmek, kamu emekçilerinin geleceğini korumanın tek yoludur.”

Genel Sekreterimiz Hizam Hasırcı Diploma Sahtekarlığı ile İlgili Açıklama Yaptı.
2025 LGS ÜZERİNDEKİ ŞAİBELER AYDINLATILMADAN BU SINAV SAĞLIKLI KABUL EDİLEMEZ!
Eğitimden Elinizi Çekin

Türkiye’de kamu emekçilerinin sendikal mücadelesi, yalnızca maaş pazarlığından ibaret değil; demokrasi, özgürlük ve eşitlik mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Fakir Baykurt’un öncülüğünde kurulan Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS), on binlerce öğretmeni örgütleyerek emekten yana bir sendikal çizginin mümkün olduğunu kanıtladı.

1970’lerde Töb-Der, bu mirası büyüterek öğretmenleri yalnızca ekonomik haklar için değil, demokratik haklar ve toplumsal aydınlanma için de seferber etti. 1971 muhtırası TÖS’ü kapatsa da, öğretmenler yılmadı; Töb-Der büyük bir cesaret ve fedakârlıkla örgütlendi.

Ne var ki 12 Eylül 1980 faşist darbesi, tüm ilerici örgütlerle birlikte sendikal hareketi hedef aldı. Binlerce öğretmen gözaltına alındı, işkencelerden geçirildi, meslekten ihraç edildi. Ama tüm baskılara rağmen kamu emekçileri pes etmedi. 1990’lı yıllarda yeniden ayağa kalktılar, geçmişin mirasını sahiplenerek sendikal örgütlenmeyi yeniden canlandırdılar. Bugün sahip olduğumuz toplu sözleşme hakkı, işte o fedakârlıkların ve kararlı direnişin sonucudur.

Ancak bugünkü mücadelemizin önünde iki büyük sorun var: Yandaş sendikacılık ve nazlı üyelik anlayışı.

Yandaş Sendikalar: Sarıdan da Öte Beyaz

Bugün yetkili durumda olan bazı memur sendikaları, 12 Eylül’ün sağcı ve devletçi geleneğinden geliyor. Bizler fiili ve meşru mücadeleyle sendikal hakkı kazanırken; onlar “Memura sendika olmaz, memur siyaset yapamaz” anlayışıyla hareket ediyordu.

Şimdi ise iktidarın gölgesinde masada yetki alıyor, toplu sözleşme sürecini bir ortaoyunu olarak yürütüyorlar. Örnekler açık:

2021 Toplu Sözleşmesi: Enflasyona ezdirmeyen talep geri çekildi, yalnızca üye artırmaya yarayan ikramiye kabul edildi. Kamu emekçilerinin reel kaybı %20’yi aştı.

2023 Toplu Sözleşmesi: Enflasyon %60’ı geçtiği halde, iktidarın dayattığı %15+10’luk artış kabul edildi. Arkasından verilen seyyanen zam yalnızca memurlara yansıtıldı; emekliler ve sözleşmeliler dışarıda bırakıldı.

Yani yandaş sendikalara üye olmak, emekçinin kendi geleceğini masada satması demektir. Hak kaybı, gelir düşüşü ve mücadelenin etkisizleşmesi, bu üyeliğin bedelidir.

Nazlı Üyelik: Tarihi Unutmak

Muhalif sendikalarda da bir sorun var: Nazlı üyeler. Aidatını ödeyen, ama mücadeleye katılmayan, sendikadan sadece konfor bekleyen üyeler… Neo-liberal düzen, bireyciliği ve pasifliği yayarak mücadele ruhunu aşındırdı.

Oysa haklar, masa başında değil; sürgünlerle, işkencelerle, işten atmalarla kazanıldı. TÖS’ten Töb-Der’e, 90’lardan bugüne kadar uzanan tarih, fedakârlık ve dayanışmayla yazıldı.

Her üye kendine sormalı:
“Üyeliğim, tarihe saygının gerektirdiği bir sorumlulukla mı sürüyor, yoksa sadece aidat ödemekten mi ibaret?”

Çünkü tarihsel mirasa sahip çıkmak yalnızca yöneticilerin görevi değil, her birimizin omuzlarındaki sorumluluktur. Nazlı üyelik mücadeleyi zayıflatır; fedakârlık ise büyütür.

Sonuç: Tarihsel Mirasımıza Sahip Çıkmak

Kamu emekçilerinin önünde iki yol var:
Ya iktidarla el ele veren yandaş sendikaların peşinden gidip hak kayıplarını kabullenmek…
Ya da geçmişin mücadeleci ruhunu hatırlayıp, fiili ve meşru sendikal çizgide birleşmek.

Kazanılmış her hak, mücadeleyle alındı. Kaybedilen her şey ise teslimiyetin ve şanlı mücadele tarihini unutmanın sonucudur.

Bugün görevimiz açıktır: Tarihimize sahip çıkmak, mücadeleyi büyütmek ve emekçinin sözünü güçlü kılmak.

YORUMLAR

WORDPRESS: 0
DISQUS: