KADIN CİNAYETLERİ POLİTİKTİR İstanbul’da bir kadın, gündüz vakti boşandığı erkek tarafından kaçırılmaya çalışıldı. Direndiği için sokak ortasında e
KADIN CİNAYETLERİ POLİTİKTİR
İstanbul’da bir kadın, gündüz vakti boşandığı erkek tarafından kaçırılmaya çalışıldı. Direndiği için sokak ortasında eski kocası tarafından öldürüldü. Bahar Aksu, İkbal Uzuner, Ayşenur Halil, Aleyna Çakır, Pınar Gültekin, Emine Bulut, Şule Çet, Özgecan Aslan ve binlercesi… İsimler farklı ama kader hep aynı! Bu ülkede kadınlar nasıl bu kadar kolay öldürülebiliyor?
Öldürülen binlerce kadının hesabını kim verecek? En temel hak olan yaşam hakkı, konu kadınlar olduğunda neden hak olmaktan çıkıyor? Adalet, sosyal medyada gösterilen tepkinin büyüklüğüne göre mi şekillenecek? Toplumun tüm bileşenleri bu en derin yaraya topyekûn tepki göstermedikçe, ne yazık ki bu olaylar ülkenin “normali” hâline gelecek.
Bu ülkenin önceliği; kadına yönelik şiddeti bitirmek, kadın cinayetlerini önlemek olmalıdır. Hayalleri, umutları, gelecekleri olan binlerce kadının bir caniye kurban gitmesine engel olmak zorundayız.
Son yıllarda yürütülen cezasızlık politikası, kadın bedeni üzerinden üretilen baskıcı ve cinsiyetçi anlayış, kadınların evde, sokakta, iş yerinde, yani her alanda yaşam hakkını tehdit etmektedir.
Çözüm odaklı, önleyici politikalar üretmek yerine “Aile Yılı” adı altında kadınları eve hapseden, sosyal yaşamdan uzaklaştıran, belli bir zihniyeti yerleştirmeyi amaçlayan uygulamalar hayata geçiriliyor. Aynı zihniyet, kadınların nasıl giyineceğine, kaç çocuk doğuracağına, bu doğumları hangi yolla yapacağına da karar vermek istiyor. Oysa kadınların gerçekten ihtiyaç duyduğu politikalar bunlar değil!
Kadınlar yaşamak istiyor! Kadınlar var olmak istiyor! Evde, işte, sokakta, sosyal yaşamın her alanında vardık, varız, var olmaya devam edeceğiz. Gelinen noktada devletin en acil ve hayati meselesi kadın cinayetlerini durdurmak olmalıdır. Üstelik bunun için yeni politikalar üretmenize bile gerek yok!
İlk imzacısı olduğumuz ancak tek bir kişinin kararıyla çekildiğimiz İstanbul Sözleşmesi’ni hatırlayalım. Kadına yönelik şiddeti önlemede uluslararası standartları temel alan, geniş ve bağlayıcı bir çerçeveye sahip bu sözleşme derhal yeniden yürürlüğe girmelidir. Türkiye’de kadın cinayetlerinin en az yaşandığı yıl, bu sözleşmenin imzalandığı 2011 yılıdır. Ve siz bu sözleşmeden çekildiniz!
Halihazırda yürürlükte olan 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” şiddete maruz kalan ya da şiddet tehdidi altındaki kadınları, çocukları, aile bireylerini ve tek taraflı ısrarcı takip mağdurlarını korumaktadır. Ancak bu yasa ne yazık ki etkin ve tam anlamıyla uygulanmamaktadır. Zaten var olan ve kadınlar ile kız çocukları için hayati öneme sahip bu kanun neden uygulanmıyor? Kadınları koruyan en güçlü sözleşmeden neden çekildiniz? İnsan hayatı bu ülkede neden bu kadar ucuz?
Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri her geçen gün artarken; şiddeti ortaya çıkmadan engelleyen, mağdurun korunmasını sağlayan 6284 sayılı kanun tam ve etkili biçimde uygulanmalıdır. 6284, şiddetin doğurduğu umutsuzluk, utanç ve korkuyu yenmeyi, kadınların güvenle hayata devam edebilmesini mümkün kılar. Eğer bu yasa etkin şekilde uygulanıyor olsaydı, hayatlarının baharında katledilen pek çok kadın bugün hayatta olurdu.
Biz kadınlar sokaklarda arkamıza bakmadan yürüyebilmek istiyoruz! Katillere, tecavüzcülere gerekli ve caydırıcı cezaların verilmesini istiyoruz! Şiddeti de cinayetleri de durdurmak –en azından azaltmak– devletin elindedir. Çok etkin bir yasamız var: 6284!
Bir kişi daha eksilmeye tahammülümüz yok!
6284 ile yaşamak, yaşatmak istiyoruz!


YORUMLAR